Yine bir 10 Kasım sabahının soğuk havasıyla karşılaştım. Sabahın erken saatinde uyanmış olmak, aslında en güzeli gibiydi. Hatta şöyle de tarih edebilir miyim bilmiyorum ama dilim döndüğünce anlatacağım. Sabaha en yakın olduğum an, ancak henüz güneş “gününü aydınlatıyorum” demeden biraz daha öncesi… Gökyüzüne bakıp da yıldızların nasıl daha parlak ve bana yakın olduğunu gördüm. Bu başka bir deyişle sabahın olmasını adeta müjdeleyici gibi bir şey… Tarifi yok bunun. Gün doğmadan yola düştüm…
Bugün, 85 yıl önce aramızdan ayrılan ve aldığım nefese borçlu olduğum Atamı, silah arkadaşlarını ve şehitlerimizi anmak için gittim meydana. Saygımızı, sevgimizi ve emanete sahip çıktığımızı göstermek için. Bu, sadece basit bir anma değil! Hele ki nefes aldığın her an, özgürsen… Çanlar, Atatürk’ün aramızdan ayrılışının 85. kez çalarken… Bu ne etin ne de kemiğin kavrayıp hissedebileceği bir şey ! Bu, damarlarında dolaşan kanın bile yaşaman için attığı kalbin, pompalamasını bile hissedeceğinden daha da ötesi… Bu sadece etten oluşan beynin hissedebileceği bir şey de değil! Tüm duyu organlarımızın algıladığından bile daha ötesi… Çanlar çalarken… Düşündükçe varlığını sorgular insan, sorguladıkça da yaşananları… İnsanın var oluş sebebi muamma değil, kendisini bulma çabası ve bıraktığı izin başkasına faydası. İşte Mustafa Kemal Atatürk, bu yazıyı okuyan kişinin var olması için, bu ülkenin biçilmiş kaftanıydı. Onu yücelten şey, başlattığı mücadelenin kazanılması değil, aynı zamanda dehalığı sayesinde ülkemizi, kimsenin himayesine bırakmayacak kadar da ince düşünen biri olmasıydı. Egemenlik, sadece bir kişide değildi, ülke sınırları içinde yaşayan herkese aitti. Bu ülke için canını veren şehitlerin, geride bıraktığı ve ülkesi için mücadele veren herkese aitti. İşte tüm zorluklar içinde kurulmuş bir ülkenin lideri, 100 yıl önce kurduğu Cumhuriyet yönetimi sayesinde ülkenin temeli üzerinde yükselen değerleri ile bugünlere geldik. Hiçbir “Cumhuriyet” diye kurulan başka ülkelerin bile sonradan çok daha geç fark ettiği temeller üzerine inşa edilenden daha fazlasıdır bizim Cumhuriyet. Türkiye Cumhuriyeti… Hala niçin yaşadığını anlayamıyorsan, bu ülke için canını veren insanların yerine empati yaparak anlamaya çalış.
Atatürk’ü anmak demek, sadece bedenini anmak demek değildir. O sadece saygı için olur. Eğer Atatürk’ü gerçekten anmak istiyorsak bunu sadece bir dakikalık saygı duruşu ile yapmanın yanı sıra onun gibi düşünüp, yaşayıp bir ilke edinerek, emanet ettiği Cumhuriyeti daha da ileriye taşıyarak mümkün olur.
Bugün ise hala Atatürk’e saygısızlık eden kişilerin olduğunu görmekteyiz. Bu duruma gerçekten üzülerek ifade ediyorum ki eğer ataları bu saygısızlığı görüyor olsaydı, yaşamasına fırsat verir miydi? Bugün silmeye çalıştığınız Atatürk’ün değeri kat kat giderek artıyor. Bir çok ülke Atamızın fikirlerini, yaptıklarını ve yapmak istediklerini okuyarak, anlayarak, araştırarak ve uygulayarak kendi Cumhuriyetlerini kuruyor. Bizim başka Cumhuriyetimiz yok. Bu yüzden ülkemize ve değerlerimize sahip çıkmalıyız.
Sevgili bu yazıyı okuyan kişi, sana sesleniyorum! Evet fikrin hür, vicdanın da hür olabilir. Ancak bu değerimizi kaybettiğimiz an, insanlığımızı da kaybedeceğiz ve sahip olduğumuz her şeyi… Bizi, biz yapan her şeyi… O zaman FİKRİ HÜR ANCAK VİCDANI OLMAYAN NESİLLER, GELECEĞİNE ESER BIRAKAMAZ.
10.11.2023 / Senem Kaya