Elimizdeki tek yegane var olduğumuzun kanıtı olan gösterge… Zaman…
Zamanı da gösteren, akrebin yelkovanı kovalayarak geçen döngünün içinde ibrenin tik tak diye çıkardığı sesle ilerleyişinin sadece biten pil sonucu kovalamacasını bıraktığını sandığımız saat her ne kadar çalışmasa da zaman akmaya devam ediyor.
Zaman; canlı ve cansız varlıkların olduğu yerde onları var eden tek gösterge. Mekanın önemi de zaman ve kişi olduğu an’da önemini koruyor. Çevremizdeki beşeri olan her şey, her ne kadar insan elinden çıkma olsa da bizimle olan zaman, onları da var etmeye imkan sunuyor. Her bir salisede bizimle birlikte ilerliyor. Peki ya geriye gidemez miyiz? Zamanda geriye gidebilmek, varlığımıza taş koymak değil midir? Neden sadece tek yöne giden bir şey? Ya da gerçekten öyle mi? Zaman bükülebilir mi? Kafamda deli sorularla baş başayım. Albert Einstein’dan yardım istemek için geriye gidemem. Yani şimdilik… Geçmişe dönmek zamanın varlığını sorgulatabilir kendisine. Zaman neden var? Olmasa ne değişecek? Herkes, gerçekten zamanın yokluğunda duracak mı yoksa daha ağır ya da hızlı mı hareket edecek? Bunları düşünürken bile kayboldum.
An’da mıyım yoksa sonraki saniyede mi? Ben gerçekten zamanın neresindeyim? Daldım… Direkt zamanın içine hem de! Benimle gelen şeydi madem o zaman beni desteklemeli diye düşünüyorum. İçinde kaybolmaktan alıkoymalı da ! Peki ya zamanın dışına çıkma ihtimalim varsa? O zaman kontrol kimde oluyor ve ya kontrol etmeye gerek oluyor mu? Soruların ardı arkası kesilmiyordu. Düşünmek için zamanım var mıydı bunu da bilmek isterim. Sonuçta ele aldığımız konu, yazarken geçen sürenin varlığından bahsediyorum. İnsana kafayı yedirtiyor. Hele ki varlığını sorgulamaya başlamış bir insan için daha da fazla anlam yaratıyor. Üç boyutlu dünyanın dışına çıkabilmek için, zaman en önemli faktör. Adeta bir merdiven gibi. Acil çıkış merdiveni evet. Bu kelime daha uygun. Acil çıkış merdiveni ! Yine en önemli şey ise insanın kendisi. Çünkü diğer boyuta insan olmadan giriş olmaz. Çünkü burada amacın kendisi insan. Zaman ve insan… Birbirini tamamlayan iki faktör. Ancak çoğu insan bunun farkında değil, farkında gibi yapsa da. Yönetmeye çalıştığımız kavram tarafından da yönetiliyoruz aynı “zaman”da. Evet yanlış duymadınız “zaman yönetimi” kavramını çoğunuz duydunuz ve uygulamaya çalıştınız. Zamanı yönetebildiğimizi düşünüyor ve uygulamaya da çalışıyorduk. Ancak şunu fark ettim ki yönettiğimiz “zaman”da bizi yönetiyor. Çünkü ona uymak durumunda isek akışına bırakamadığımız şey de bizi akışa bırakmıyor. An’ı da yaşatmaya imkan kalmıyor.
Masala başlar gibi başlıyoruz. “Evvel zaman içinde kalbur saman içinde…” Evvelden beri var olan zamanın başladığı noktaya gitmek isterdim. Nasıl var olduğunu bilmek… Başlangıcını ve nerede biteceğini bilmek… Bunu bilmek beni korkutmuyor. Çünkü ne olduğunu, ne olduğumu ve ne yapmak istediğimi bilmeye hakkım var. Hakkım var! Benimle gelen, benimle gider. Hayatımdaki herkes kalıcı değil. Tek kalıcı şey ise beni yaratan Rabbim ve benimle gelen zaman. Bu yüzden zaman da benimle birlikte gidecek. Hatta benden sonra da tıpkı otobüsün içinde son durağa kadar gitmeyi bekleyen yolcularıyla birlikte. Herkes bir durakta inecek ama otobüs gitmeye devam edecek. Nereye kadar peki? Nereye kadar? Son durak neresi olacak? Yoksa sonsuza dek gidecek mi? Evren alt üst olsa da o zaman otobüs yolunu bir bulup gidecek mi? Bunu bir gün yaşadığım “zaman” içinde öğreneceğim elbette. Zamanda kaybolmadan önce…
Senem Kaya / 03.11.2023